Tarihçe

Ege Üniversitesi Senatosu’nun teklifi ile Yüksek Öğretim Kurulu’nun 24.VI.1993 tarihli oturumunda kabul edilen Ege Üniversitesi İzmir Araştırma ve Uygulama Merkezi Yönetmeliği Resmi Gazete’nin 23.IX.1993 tarih ve 21707 sayısı ile yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. 09.VIII.1993 tarihinde Merkez Müdürlüğü’ne Prof. Dr. Rahmi Hüseyin ÜNAL, Müdür Yardımcılığı’na 24.IX.1993 tarihinde Prof. Dr. İlhan KAYAN atanmışlardır.

02.XI.1993 tarihinde ilk toplantısını yapan Ege Üniversitesi İzmir Araştırma ve Uygulama Merkezi, Müdür Prof. Dr. Rahmi Hüseyin ÜNAL, Müdür Yardımcısı Prof. Dr. İlhan KAYAN, Prof. Dr. Tuncer BAYKARA, Prof. Dr. Önal SAYIN, Doç. Dr. Ersin DOĞER ile Melih GÜRSOY’dan oluşmaktadır.

Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dekanlığı tarafından 22.XII.1993 tarih ve 03.I-266.5/7186 sayılı yazı ile İzmir Araştırma ve Uygulama Merkezi Danışma Kurulu üyeliklerine Prof. Dr. Tülin BUMİN, Doç. Dr. Sezen ZEYTİNOĞLU, Doç. Dr. İbrahim DÖNMEZER, Doç. Dr. Ö. Faruk HUYUGÜZEL, Yrd. Doç. Dr. Füsun SOYKAN, Yrd. Doç. Dr. Atilla SİLKÜ ve Öğrt. Gör. Dr. Mümtaz PEKER atanmışlardır.

Ord. Prof. Dr. Ekrem AKURGAL, Prof. Dr. Rauf BEYRU, Prof. Dr. Çınar ATAY, Doç. Dr. Gürhan TÜMER ve Hüseyin TÜRKMENOĞLU yönetim kurulu kararı ile danışma kurulu üyeliğine seçilmişlerdir. Danışma Kurulu ilk toplantısını 18.I.1994 tarihinde gerçekleştirmiştir.

İzmir Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürlüğü’ne 11.VII.1995 tarihinde Prof. Dr. Necmi ÜLKER atanmıştır. 15.XI.1995 tarihinde İzmir Araştırma ve Uygulama Merkezi Yönetim Kurulu üyeliklerine Müdür Yardımcısı Prof. Dr. Asaf KOÇMAN, Prof. Dr. Tuncer BAYKARA, Prof. Dr. Ömer Faruk HUYUGÜZEL, Doç. Dr. Ersin DOĞER ve Melih GÜRSOY atanmışlardır.

Merkez Müdürlüğü’ne 09.VII.1998 tarihinde Prof. Dr. Necmi ÜLKER tekrar görevlendirilmiştir. 07.XII.2000 tarihinde yönetim kurulu üyeliklerine Prof. Dr. Ömer Faruk HUYUGÜZEL, Prof. Dr. Ercan TATLIDİL, Prof. Dr. İlçin ASLANBOĞA, Doç. Dr. Mustafa MUTLUER, Yrd. Doç. Dr. Vehbi GÜNAY ve Ali ÖZBAŞ atanmışlardır. Yeni yönetim kurulu 24.I.2001 tarihinde ilk toplantısını yapmıştır.

BORNOVA TARİHİNE KATKI

Zeki Arıkan

İçinde yaşadığımız Bornova İzmir’in bir ilçesidir. İzmir’le, yine İzmir’in bir başka büyük ilçesi olan Karşıyaka ile hemen hemen bütünleşmiş durumdadır. Son yıllarda Bornova’yı Konak’a bağlayan metro hattının işletmeye açılması bu bütünleşmeyi daha hızlı ve daha etkin kılmıştır. Bornova, İzmir’i Ege Bölgesine ve İç Anadolu’ya bağlayan yolların önemli bir kavşak noktasıdır. Bu, tarih içinde de böyledir. Nitekim İzmir’i Anadolu şehirlerine bağlayan, birkaç yönde gelişen yollardan biri İzmir - Pınarbaşı - Bornova güzergahını izleyerek Manisa’ya ulaşıyordur.
Bornova adı üzerine değişik görüşler ileri sürülmüştür. Bunlardan birincisi Lembos manastırı kayıtlarına göre buranın Pirino-baris adını taşıdığı, komşusu Baris (Bayraklı) ile birlikte idari bir birim oluşturduğu görüşüdür.( Doğer, 138 - 139 ) Diğer bir açıklamaya göre, denize doğru burun şeklinde çıkıntı yaptığı için BURUNVARİ denilmiş daha sonra XVI. yüzyılda da Burunova olarak adlandırılmıştır. XVII. yüzyılda OVA sözü yerine Farsça âbad konularak BURUN-ABAD biçimine sokulmuş ve daha sonra Burunova’dan bozulmuş olan BORNOVA adı yaygınlık kazanmıştır.(Kütükoğlu, 65)

Bornova’nın tarih öncesini araştırmak, Helenistik, Roma, Bizans dönemleri tarihine girmek bu bildirinin sınırları dışında kalmaktadır. Ancak şu kadarını belirteyim ki günümüzde çevrede yapılan kazı ve araştırmalar bölgemizin tarihin en eski dönemlerinden beri önemli bir yerleşme alanı olduğunu ortaya koymaktadır. Bornova’nın Selçuklu ve Beylikler dönemi hakkındaki bilgilerimizde oldukça sınırlıdır. Ancak Osmanlı kaynaklarıyla birlikte Bornova üzerine sağlıklı bilgilere ulaşabiliyoruz. Burada bu konuda öncelikle aslında İzmir’li olan ve İzmir tarihine çok değerli katkılarda bulunan Prof.Dr. Mübahat S. Kütükoğlu’nun adını minnetle anmak isterim. Şimdi emekli olan Prof. Kütükoğlu, İzmir’in Osmanlı dönemi tarihiyle ilgili çok büyük çalışmalara imza atmıştır.

Bornova’yla ile ilgili en eski kayıtlar 1478 tarihli bir defter parçasında bulunmaktadır. Fakat bu parçada Bornova köyü ile ilgili bilgiler eksiktir. En derli toplu bilgiler ise Kanuni’nin saltanatının ilk yıllarında yapılan bu yapılan bir sayım defterinde ve bunun özetinde bulunmaktadır. Kısacası 1530 yılında Bornova , İzmir kazasına bağlı bir köydür. Çevre köyleriyle birlikte Sadrazam İbrahim Paşa’nın hasları arasında sayılmaktadır. Köy 49 hane, 23 bekârdan oluşan bir nüfusu barındırmaktadır. Hane, ev karşılığı olarak kullanılmakla birlikte bu tarihlerde daha çok bir vergi matrahını ifade etmektedir. Bayraklı, Hamitli, Manda, Şeyhler, Koğulca, Pınarbaşı, Kavaklıdere, Hacılar köyleri söz konusu zeamet içinde yer almaktadır. Toplam 9 köy, 3 cemaat, 764 hane, 165 mücerret (bekâr), 1 bennak (yeni evli), 2 imam kayıtlıdır. Yıllık vergi geliri 94.000 akçayı buluyordu. Söz konusu köyler içinde İzmir’in Türk öncesi yerleşme yerlerinden olan Manda, anılan tarihte 130 hane ve 38 mücerretle birlikte en kalabalık bir yerleşim yeri olarak görülmektedir. Burada ayrıca 2 de doğancı vardır. Fakat, Manda’nın bugün için yerinin belirlenmesi olanaksız görülmektedir.

Üzerinde durulması gereken nokta Bornova’nın bu tarihlerde köyden farklı bir yapısının ve işlevinin bulunmasıdır. O da burada Hafta bazarı durmasıdır. Bunun anlamı şudur: Bornova, çevre köyleri arasında bir pazar, bir mübadele merkezidir. Bu açıdan bu yerleşim yeri, bir köyden çok bir kasaba niteliği taşımaktadır. Nitekim burada Hersekzade Ahmet Paşa’nın diktiği vakıflar arasında yer aldığı anlaşılan yıllık geliri 3600 akça tutarı bir hamam, yine yıllık geliri 3000 akçayı bulan Bornova Pazarındaki dükkânlar bulunuyordu.

Bornova çevresi cemaatlerin yoğun olarak yaşadığı yerlerdi. Bunların erken dönemden başlayarak toprağa yerleştikleri görülmektedir. Bornova çevresindeki Hamitli, Hacılar ve Şeyhlerin birer göçebe yerleşmesi olduğuna şüphe yoktur. Şeyhlerin adı Işıklar olarak değiştirilmiştir ki bu iki isim aynı cemaate aittir. Günümüzde Işıklar adı Işıkkent’e çevrilmiştir. XVI. yüzyıl başlarında, Bornova çevresinde henüz toprağa yerleşmemiş cemaatlerin bulunduğunu da belirtmekle yetiniyoruz. 1528 de Sadrazam İbrahim Paşa’nın hasları arasında görülen Bornova, 1575 de çevre köyleriyle birlikte Şehzade Camiine vakfedilmiştir. Bornova ve köyleri daha sonra Sultan I.Ahmet’in annesi Handan Sultan evkafı hasları içine katılmıştır.

Bornova ve çevre köyleri ekonomisi geniş ölçüde tarımsal bir nitelik göstermektedir. Manda köyünde çeltik tarımının epeyce önemli olduğu anlaşılmaktadır. Bunun dışında buğday ve arpadan başka melas, mercimek, susam, nohut, bakla üretimi yapılıyordu. Pamuk, keten, kenevir gibi sanayi bitkileri kapsamında ele alınabilecek ürünlerin de tarımı yapılıyordu. Çeşitli meyveler ve zeytin de ekonomiye önemli bir katkıda bulunmaktadır.
XVI. yüzyıl sonlarında yapılan bir sayıma göre Bornova’nın nüfusu da önemli ölçüde artmıştır. Bu, aslında XVI. yüzyıl boyunca nüfusun Akdeniz dünyasında sürekli olarak arttığı konusunda F Braudel ve Ömer Lütfi Barkan’ın tezleriyle de örtüşmektedir. Söz konusu 1575 sayımına göre, Bornova’nın nüfusu 100 hane, 114 mücerret olmak üzere toplam 214 nefere çıkmıştır. 1528 sayımına göre hane sayısındaki artış %96, mücerretlerdeki artış ise %375 tir. Bayraklı köylerinde hane sayısında bir azalma görülüyor. Gerçek anlamda artış Bornova’da görülmektedir. Kütükoğlu’nun üzerinde durduğu gibi belkide diğer köylerden nahiye merkezi olan Bornova’ya bir göç vukubulmuştur. Defterdeki kişi adlarının tamamen Türk yada Müslüman olduğuna bakılırsa, Bornova’da henüz gayrimüslimlerin yaşamadığı sonucuna varılır.

XVII. yüzyılda Bornova için iki Türk kaynağının verdiği kısa bilgiler büyük önem taşımaktadır. Bunlardan birinci kaynağımız Kâtip Çelebi’nin Cihannümasıdır. (S.670). Katip Çelebi Burun Abad olarak nitelediği Bornova’yı şöyle anlatır: Burun abad ki [İzmir’in] karşısında şark ve şimali arasında ve derya kenarında bir küçük kasabadır. Beş altı camii, iki üç hamamı vardır. Bu bilgiler, kasabanın XVII. yüzyılda biraz daha genişlediğini, geliştiğini ortaya koymaktadır.

Evliya Çelebi, 1671 yılında bölgemize gelmiştir. Onun seyahatnamesinde XVII.yüzyıl İzmir’inin en ayrıntılı bir tablosunu buluyoruz. Evliya Çelebi, Halkapınar’a (Halkalıpınar) uğramış ve burada bir ziyafete dahi katılmıştır. Fakat onun Bornova’yı görmediği anlaşılmaktadır. Bornova ile ilgili olarak yazdığı bir iki satır ise yanlış yorumlara neden olmuştur. Evliya, bölgemizin kazalarını sayarken Bornova için şöyle yazar: “Amma Burunabad cümleden mahsuldar sümüklü murdar kazai mebrumdur. Zira cümle halkı Rumu merzbumda şumdur….”

Burada geçen kaza-i mebrum sözü hiçbir eleştiriye uğramadan olduğu gibi yinelenmiştir. Oysa mebrum diye bir söz yoktur. Doğrusu mübremdir. Bu da kaza-yı mübrem, şeklinde bir tamlamada geçer. Önlenemez yazgı, kader anlamına gelir. Evliya Çelebi’nin burada bir çeşit kelime oyunu yaparak Bornova’nın kaza olduğunu söylüyorsa da elbette bu doğru değildir. Bornova henüz bu tarihlerde kaza değildi. Yine çok yanlış anlaşılan bir konuda da onun sözlerinden Bornova halkının tamamen Rum olduğu sonucu çıkarılmasıdır. Oysa Evliya Çelebi, buranın halkının Rum olduğunu söylemiyor, dediği şudur. Buranın bütün halkı, Rumu merzbumda yani Rum ülkesinde, yani Anadolu’da şum yani uğursuz olarak tanımlanmaktadır. Bu elbette Evliya Çelebi’nin yaptığı sayısız şakalardan biridir.

İzmir XVI. yüzyılın ikinci yarısından başlayarak uluslararası bir liman haline geldi. Bu büyük ticaretten önemli bir pay alan İzmir giderek gelişiyordu. XVII. yüzyılda Katip Çelebi İzmir’de 60 han bulunduğunu yazmaktadır. Bu sayı Evliya Çelebi’de 82’dir. Ancak İzmir, başta deprem olmak üzere yangın, salgın hastalık gibi doğal afetlerle sürekli olarak tehdit edilmektedir. Buna rağmen, kentin uluslararası ticarette oynadığı rol, bu felaketlerin ucuz atlatılmasına yarıyordu. Gelişen yalnız İzmir değil, onun çevresindeki Seydi Köy, Buca ve Bornova idi. Yabancı tüccarların aracılığını yaparak zenginleşen gayrimüslimlerin yanında doğrudan doğruya Avrupalı aileler de bu belirttiğimiz yerlere yerleşiyorlardı. Levantenler, bu belirttiğimiz yöreler içinde önemli bir yer tutmaktadır. Buralara yerleşen Levantenler, oturdukları evler, sosyal ve ekonomik durumlarıyla farklı bir yaşam biçimini temsil ediyorlardı.

XVIII. yüzyıl başlarında İzmir’i tehdit eden Sarıbeyoğlu ayaklanmasından Bornova’da büyük zarar görmüştür. Nitekim 28 Mart 1738’de kentin çevresinde Bornova, Narlıköy, Hacılar, Kavaklıdere köylerinde yabancılara ait bütün evler yakılıp yıkılmış ve yağma edilmiştir. Seydi Köy ve Buca’da da İngilizlerin evleri yıkılmıştı.

XVIII. yüzyılla birlikte İzmir, çevresiyle bütünleşmeye başlamıştı. İzmir’e gelen birçok seyyah, Bornova’ya da uğruyor ve bize bu kasaba hakkında ilgi çekici bilgiler veriyordu. Sözgelimi, 1739’da İzmir’le birlikte Bornova’yı da gezen Richart Pococke, burayı ticarete uygun bir yer olarak tanımlar. Kasabada büyük bir Türk mezarlığının bulunduğunu kaydeder. Fakat o daha çok yörenin antik dönem tarihi ve eserleriyle ilgilenmektedir.
İkonomos, XIX. yüzyıl İzmir’i ile ilgili yazdığı eserinde Bornova hakkında dikkate değer ayrıntılara yer vermektedir.

“Bornova İzmir’e 2 saat mesafededir. Daha önce buraya 2 yoldan gidiliyordu birisi Kemer köprüsünden giden cadde ve diğeri de deniz yoluyla Bornova iskelesi denilen mahalle giden yoldu… Bornova’nın iki yolu da bugün terk edilmiş bir haldedir… 1865 yılında İzmir – Kasaba Şirketi Bornova’ya kadar bir demir yolu döşemiştir. Bu yol şirkete büyük gelir sağlamaktadır… Köyün sabit ve daimi nüfusu 8000 – 10000 kişi kadardır. Yazın bu miktar hayli çoğalmaktadır. Köy günden güne büyümektedir… Şimendifer İstasyonu civarında da bazı evlerin inşasına başlanmıştır. Köyün yüksek kısmındaki evler genellikle fukara evleridir.” İkonomos, Bornova’da önemli bir çarşı ve oldukça büyük bir hamam olduğunu yazar. İki camiden birinin eski bir Bizans Kilisesi olduğunu söyler.

XIX. yüzyılda Bornova’yı gezen pek çok yabancı seyyah arasında sonradan Meksika İmparatoru olan Avusturya arşidükü Maximillian da vardır. Maximillian buraya 1850 yılında gelmiş ve Bornova’yı verimli toprakları ve temiz havasıyla yaşanacak bir yer olarak görmüştür. Ona göre: “ Burası Fransızların yaz aylarını geçirdikleri yazlıkçıların yeriydi. Zengin bahçeleri, dağ havası ve şark usulüne göre yapılmış o güzelim binalar ve bahçeler yüksek duvarlarla çevrilmiştir. Türklerin bulunduğu yerde bir Pazar yeri bulunmaktadır. Bu küçük pazar yeri bakımsız, kirli ve daracık sokaklardan oluşmaktadır.

Her ne olursa olsun, XIX yüzyılda BORNOVA bir köyden bir kasabadan çok bir kenti anımsatmaktadır. Kentin tüccar, komisyoncu ve Levanten nüfusu ile gözde bir yerleşim merkezi haline geldiği anlaşılmaktadır. Örnekleri yer yer bugün bile ayakta duran ve özellikle üniversitemizin çabalarıyla yeniden işlevsel bir hale gelen köşkler, buradaki yaşam biçiminin zenginliği ve düzeyi hakkında önemli bir fikir vermektedir. Buralarda verilen ziyafetler dillere destandı. Rauf Beyru’nun XIX. yüzyıl İzmir’ini anlatan eserinde Bornova hakkında verilen ayrıntılar dikkate değer bir yer tutmaktadır. Söz konusu yüzyılda, yaz aylarında sıcakların etkisiyle İzmir’in nüfusu durgunlaşmakta Buca ve Bornova gibi sayfiye yerleri birer çekim merkezine dönüşmektedir. Bornova’nın bu tarihlerdeki nüfusun 8.110 olarak verilmektedir. (1891). Bu nüfusa köyler dahildir.

Bornova sosyetesinin ana unsuru İngiliz kökenli Levantenlerdir. Bu Levanten hanımlarında “son çamaşır, temizliklerinden ve sabun fiyatlarından başka konuları” yoktu. Levanten erkeklerinin ise çok sık “ briç ” oynadıkları, yabancı gezginlerin dikkatini çekmektedir. Karnavallar, Bornova’nın toplumsal yaşamında önemli bir yer tutmaktadır. “ Bornova aristokrasisinin her zaman olduğu gibi yılın ilk danslı eğlencesinin başlangıç sinyalini ” verdiği açıklanmaktadır.

İzmir’de atletizme duyulan ilgi, 1890 yılında Bornova yakınlarında bir atletizm kulübünün kurulmasıyla başlamıştır. İlk yarışmalar da 1892 yılında yapılmıştır. Genellikle Bornova’da yapılmakta olan gerek atletizm gerekse bisiklet yarışmalarının sonuçları gazetelerde ayrıntılı biçimde verilmektedir.

1896 yılının Ekim ayında Bornova’da bir atletizm şöleni düzenlenmiştir. Bornova’yla Pınarbaşı arasında 8.5 kilometrelik bir koşunun programda yer aldığı görülmektedir. Bu sporlara büyük ilgi duyulmaktadır. Bisiklet yarışları yarım, bir, iki ve beş millik mesafelerde yapılmaktadır. Yarışmalarda derece alanlar arsında, her hangi bir Türk adına rastlanmıyor. Kazananların bir çoğunun kentte yaşayan Levantenler olduğu görülmektedir. J.Whittal, bisiklet yarışmalarında derece almıştır. Futbol maçları da o yıllarda, İzmir’deki İngilizler arasında her yıl yinelenen bir alışkanlık haline gelmiştir. Bornova ve İzmir’de oturan İngilizlerin kurduğu takımlar arasında maçlar yapılmaktadır. 8 Kasım 1890 Cumartesi günü Bornova’da oynanan bir futbol maçını Hizmet Gazetesi şöyle aktarmaktadır:

“Geçen Cumartesi, Bornova’da şehrimiz İngiliz gençleriyle İngiliz Donanması mürettebatı ve subaylarından meydana gelen bir takım arasında, İngilizlere mahsus futbol nam top oyunu icra olunmuş ve daha sonra, bir müsamere tertip olunup dans edilmiştir.”

Bornova’da avcılık pek yaygın değildir. Ancak Bornova yakınlarında, köy çevresindeki nar bahçeleri arasında ortaya çıkan çullukların avlandığı görülüyordu.

XIX.yüzyılın ilk yarısı içinde Fransiskenlerin Bornova’da 1831 yılında inşa edildiği belirtilen kiliseleri faaliyette idi.

İngilizler, Buca ve Bornova gibi yaşadıkları yerlerde kilise kurmaya çalışıyorlardı. Bornova’da bugün ayakta duran Maria Magdalene Kilisesi 1837 yılında İzmir’in varlıklı tacirlerinden Charlton Whittwall tarafından yaptırıldı. Doğrudan doğruya İzmir’de de bir İngiliz Kilisesi kuruldu. Ancak bunun yapımı 1902 yılına tarihlenmektedir. Bu dinsel kurumları yanında gerek Levantenlerin gerek yerli Rumların kültür kurumları da Bornova’da vardı. Bornova, Narlıköy, Hacılar’da Rum okulları vardı. Katolik dini misyonlara bağlı olarak öğretimini çok gerilere gittiği bilinmektedir. XIX.yüzyılın ilk yarısında İzmir’de zaman zaman bir takım özel okullarında açılmakta olduğunu görüyoruz. Bu okulların açılışları halka genellikle gazete ilanlarıyla duyurulmaktadır. Prof. Rauf Beyru’nun Journal de Smiyrne gazetesinden aktardığı bir ilan (17 Mayıs 1834) oldukça dikkat çekicidir:
İLAN: “Bornova’daki Özel Ticaret Okulu, üç yıldan beri öğretimini sürdürmekte ve yararlılığı nedeniyle en çok tavsiye edilen kuruluşların başında gelmektedir. Sağlıklı, bol ve güzel yemekler, öğrencilere, masalarında bir aile ferdiymişçesine oturacak olan müdür ve öğretmenler tarafından verilecektir. Geniş, rahat, iyi havalanmış ve güzel ağaçlarla bezenmiş bir mekanda, öğrencilere jimnastik çalışmaları için olanak sağlanmaktadır. Öğretim aşağıdaki derslerden oluşmaktadır. Hızlı yazı, aritmetik, cebir, astronomi, tarih, antik ve modern coğrafya, mitoloji, kitap bakımı, kambiyo, para değişimi, ticaret yasa ve usulleri, hammaddelerin pratik etüdü, mamul maddelerin pratik etüdü, endüstriyel sanatlar, uygulamalı fizik ve kimya, resim, müzik, dans ve aşağıdaki yabancı dilleri İngilizce, Fransızca, İtalyanca,Modern Yunanca, Türkçe, Farsça, Rumca ve Latince…..”.
1834 gibi erken bir tarihte yapılmış olan bu duyurular, İzmir kentinin ve insanlarının hiç değilse bir kesiminin şaşılacak derece de gelişmiş bir kültüre sahip olduklarını kanıtlamaktadır. Verildiği söylenen derslerin ne dereceye kadar hakkıyla yapıldığı elbet sorgulanabilir.

1848 tarihinde Bornova’da İngiliz koleji açılmıştır: Bournabat English College.

XIX. yüzyılda iki Osmanlı padişahının İzmir’e gelmesi derin izler bırakmıştır. Sultan Abdülmecit 1849 yılında Sultaniye gemisiyle İzmir’e gelip Konak’ta iki gün konuk edilmiştir. Padişah büyük bir alayla at üzerinde İzmir’i gezmiş ve Halkapınar’daki kağıt fabrikasını da ziyaret etmiştir. Ancak Bornova açısından Sultan Abdülaziz’in ziyareti oldukça derin izler bırakmıştır. Padişahın Bornova’yı ziyareti 23 Nisan 1865 tarihine rastlamaktadır. Padişah ve yanındakiler toz toprak içinde İzmir’den Bornova’ya geldikleri zaman M.Whittal’ın villasına konuk edilmişlerdir. Her yerde olduğu gibi orada da Türk ve Hıristiyan çocukları, imamlar, papazlar padişahın sağlığına dua ediyorlardı. Padişah arabasının içinde sağını solunu selamlayarak bahçe kapısından geçti. Padişah kendisine ikram edilen dondurmayı yerken salonun masaları üzerindeki değerli bibloları ve eserleri dikkatle inceliyordu. Ev sahibi padişahla tek kelime Türkçe konuşacak durumda değildi. Oysa tam 50 yıldan beri İzmir’de yaşıyordu. Daha sonra padişah Bornova’daki kiliseyi de ziyaret etti buraya girerken fesini çıkarması gayrimüslim reaya tarafından takdirle karşılandı. Padişah, Bornova’da konuk olarak kaldığı evin hanımına çok değerli bir elmas yüzük armağan etmiştir. Bu yüzük söz konusu aile tarafından kuşaktan kuşağa aktarılmış ve hatta bir Bornova Tarihi yazmış olan Cemal Saran, bu yüzüğü görmüştür. Aile reisi şöyle demiştir:

“Bizler bu yüzüğü ailenin en kıymetli bir hatırası olarak saklıyor, evlattan evlada miras olarak aktarıyoruz….”
Konak’ta, İzmir’in gereksinimelerini belirlemek isteyen özel komisyonun çalışmalarını yakından izleyen padişah bunun için oldukça yüklü bir para bağışında bulunmuştur. Bunlar arasında Bornova yolunun yapımı ve yeşillendirilip ağaçlandırılmasıda vardır. Bunun için de 10.000 kuruş bağışta bulunmuştur. Bornova’da belediye örgütü 1880 yılında kuruldu kasaba ancak 1957 tarihinde ilçe merkezi olmuştur.

Bornova, Milli Mücadele yıllarında İzmir’in ve ülkenin çektiği sıkıntıları yaşadı. Ülkenin kurtuluşu Bornova’nın da kurtuluşu oldu. Bornova Atatürk içinde büyük anlam taşır. Ziraat Mektebi’nin açılış törenlerine katılan Atatürk, İran Şahıyla da Bornova’ya gelmiştir. Bornova Cumhuriyet döneminde büyük kuruluşlarımızın önemli bir merkezi oldu. Ziraat Mektebi, ilk ve orta dereceli okullar, Bornova’ya yeni bir kimlik kazandırdı. Üniversitenin kuruluş yasası 1955 yılında TBMM’den geçti. Bornova ovasında önce Tıp ve Ziraat Fakülteleri olmak üzere Türkiye’nin üçüncü büyük kentinde yeni bir üniversite yükseliyordu. Üniversitemiz 50.yılını gerilerde bıraktı. Artık bugün Ege Üniversitesi Bornova’nın kimliğine damgasını vurmuş ve onun vazgeçilmez bir parçası haline gelmiştir.

Bornova günümüzde sürekli büyümekte ve nüfusu da günden güne artmaktadır. Kentin fiziksel yapısı inanılmaz bir genişleme sürecine girmiş bulunmaktadır. Vaktiyle zeytinlik olan alanlardaki yapılaşma inanılmaz boyutlara ulaşmıştır. Bütün bunların getirdiği sorunlar ivedi çözüm beklemektedir. Geçmişin görkemli yaşam düzeyini yansıtan köşkler, Bornova’nın tarihsel kimliği ile bütünleşmiş bulunmaktadır. Wood Petterson, Giraud, Charlton Whittal, Alberti, Baltac, Wilkinson, Paterson, Aliotti, Murat, Pandespanya…bu köşklerin belli başlılarını oluşturmaktadır. Ancak bu köşklerin önemli bir kısmı yok olmuş, yerlerini yüksek binalar almıştır. Geri kalanların ise kurtarılması için büyük çaba gösterilmektedir. Üniversitemizin yerleştiği binanın dışındaki elde kalan köşkler de yeniden onarılmakta ve daha işlevsel yapıya kavuşturulmaktadır. Bu konuda Üniversitemizin gösterdiği duyarlılık ve çabayı vurgulamak gerekir.

Kaynakça:

Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Tapu Tahrir Defteri,148,567, 166; Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Arşivi, TT, no 167; Katip Çelebi, Cihannüma, İstanbul, 1145; Evliya Çelebi Seyahatnamesi,(1671-1672), İstanbul, 1935;Constantın Iconomos, Etude sur Smyrne, İzmir 1868; Mübahat S. Kütükoğlu, XV ve XVI. Asırlarda İzmir Kazasının Sosyal ve İktisadi Yapısı, İzmir Büyükşehir Belediyesi Kent Kitaplığı, 2000; Rauf Beyru, 19. Yüzyılda İzmir’de Yaşam, İstanbul, 2000; İlhan Pınar, Gezginlerin Gözüyle İzmir, XVIII,XIX yüzyıl, Akademi, İzmir, 1994,1996; Cemal Saran, Bornova, İzmir,1970; İller Bankası, Belediyeler Yıllığı, I, Ankara,1949, 400-406;Evelyn Lyle Kalcas, Gateways to the Past,Houses and Gardens of Old Bornova, İzmir,1978; Ersin Doğer, İzmir’in Smyrnası, İletişim, İstanbul, 2006; Hasan Mert, Sosyal Siyasal ve İktisadi Yönleriyle Bornova,1923-1981, E.Ü Sosyal Bilimler Enstitüsü,Doktora Tezi,2002 (basılmamış).

İzmir’in içindeki en eski yerleşim alanı
YEŞİLOVA HÖYÜĞÜ

Yeşilova Höyüğü; İzmir ili merkezinde , Bornova ilçesi sınırları içindeki Karacaoğlan mahallesinde , Manda çayının güneyinde yer almaktadır.

Yeşilova Höyüğü’nün yer aldığı Bornova Ovası, Prehistorik dönemde zengin bitki örtüsü ve hayvan kaynaklarıyla uygun çevre koşullarına sahip olması nedeniyle İzmir’in ilk yerleşimcilerine ev sahipliği yapmıştır.

Yeşilova Höyüğü’ndeki kazı çalışmaları, İzmir Büyük Şehir Belediyesi ve Ege Üniversitesi’nin desteğiyle, Arkeoloji Bölümü ve İzmir Arkeoloji Müzesi ortak projesi şeklinde 2005 yılında başlatılmıştır. Yerleşim yerinin; denizden 14 m. yükseklikte yer alan alüvyon tepesi üzerine kurulan üç-dört metre yüksekliğinde kültür tabakalarına sahip bir höyük olduğu, ancak höyüğün çevresinin ve üstünün zaman içinde alüvyonlarla dolarak örtüldüğü ve günümüzde tamamen ova seviyesinin altında kaldığı anlaşılmıştır.

Yeşilova Höyüğü’ndeki yerleşim, Geç Roma –Erken Bizans, Kalkolitik Dönem ve Neolitik Dönem şeklinde 3 kültür katından oluşmaktadır.

Yüzey toprağının 4 metre altında kalan ilk yerleşim günümüzden 8-9 bin yıl önce Neolitik Çağın başında başlamış ve Neolitik Çağın sonuna doğru günümüzden 8 bin yıl önce en zengin dönemine ulaşmıştır. Yerleşim kısmen Kalkolitik Çağ süresince de devam etmiştir. Buna göre Yeşilova Höyüğü en az binbeş yüzyıl süresince yerleşim görmüştür.

Yeşilova kazılarından elde edilen buluntular sayesinde İzmir’in içine ilk yerleşen toplulukların ne tür bir köy kurdukları , Neolitik dönemde yaşayan halkın ne tür bir yaşam biçimine sahip oldukları konusunda önemli bilgiler edinilmiştir.

2005 ve 2006 yıllarında gerçekleştirilen kazı çalışmaları sonucunda Yeşilova Höyüğü’nün sadece İzmir’in değil aynı zamanda Ege Bölgesi’nin de bilinen en eski yerleşim merkezi olduğu anlaşılmıştır.

İzmir’in merkezindeki bu yerleşim, önceden bilinenin aksine İzmir’in tarihinin 5 bin değil en az 8500 yıl önce başladığını ortaya çıkartmıştır. www.yesilova.ege.edu.tr
 

Yar.Doç.Dr.Zafer Derin
Ege Üni.Edebiyat Fak.
Arkeoloji Böl. Öğretim Üyesi